onurakcay.sitemynet.com
BAŞLARKEN İŞTE BEN ALABALIK URAL SAYFASI ALBÜMDEN AİLEM Esen Usta TANIDIK SİTELER

Esen Usta

2004 Ekim ayında Adana da çalıştığım proje bitmiş, yıllar sonra Ankara ya geri dönmüştüm. Bu sefer akrabalarım, okul, çocukluk ve iş arkadaşlarım dışında beni bekleyen amatör balıkçı arkadaşlarım ağabeylerim, ustalarım da vardı, Ankara da. Burak ağabey ile dernek yıldönümü yemeğinde tanışmış, sonra birkaç kez telefonlaşmıştık. Tarık ağabeyin Kızılırmak üzerinde yaptığı bir organizasyona beni de dahil etmişlerdi. Bende ilk kez Rastgele-Der üyesi ve gerçek amatör olta balıkçıları ile ava gitme şansı buldum. Bu tarihten sonra Burak ağabey ile sıkça görüşmeye başladık.
Kızılay da Gama İş merkezinde çalışmaya başlamıştım. Burak ağabeyin sürekli bahsettiği Esen ağabey ve Sinan ağabey ile tanışmak için can atıyordum. Burak ağabeyin anlattığı kadarıyla az çok tanıyordum onları. Esen ağabey geçmişin büyük Alabalık avcılarındandı. Türkiye ve yurtdışında çok güzel avlar yapmıştı. Şimdilerde Turna ve Kefal peşinde koşan, oldukça heybetli, oldukça zinde ama yaşı ilerlemiş bir ihtiyar, gönülce genç bir delikanlıydı. Kimbilir kaç yıl önce çekilmiş av resimleri, bitmez tükenmez anıları vardı. Burak ağabey, benim Alabalık avlarımdan ve raporlarımdan da onlara bahsetmişti. Ancak, beni Esen ağabey ile tanıştırmadan önce, bak oğlum Esen ağabeyin yanında çok fazla bilmişlik yapma, Esen ağabey rahat konuşan bir adamdır, her dediğine bozulma. Pahalı, ama kaliteli malzeme satar, avlak konusunda ketumdur, avlak yeri pek söylemez, hemen herkesle balık avına gitmez. Eksik malzemen varsa ve Esen ağabey bir şey tavsiye ediyorsa bütçene uygunsa al mutlaka işine yarar bir gün, bu konularda konuşurken de dikkat et, kızdırırsan kovar dükkandan sonra bir daha içeri giremezsin, onunla ava gidip kendini kanıtlamadan da kimseye pek yüz vermez diye anlatırdı. Bu telkinlerle bir gün öğle tatilinde gittik, Esen Özdilli ile tanışmaya.
Alabalık konuşulan ilk konuydu. Bizim tuttuğumuz Alabalıkları beğenmediğinden, alabalık avlaklarının nasıl perişan edildiğinden başlayıp, önceden bahsini duyduğum resimleri bir bir gösterdi. Bizden başka 3-5 kişi daha vardı zaten dükkanda, Esen ağabey de kendi kaptırmış anlattıkça anlatmıştı. Burak ağabeyin iyi referansı olunca bana pek yüklenmemişti.
Birkaç gün sonra tek başıma gittim. Dükkandan içeri girdim, içerde 2 kişi vardı. Esen ağabey: – Evlat hoş geldin bu kim biliyor musun, dedi.
- Sinan Işıldak, dedim.
Nereden anladığımı sordu. Yüzükten, dedim. Sinan ağabeyin efsane yüzüğünden haberim vardı, Burak ağabey anlatmıştı. Bu durum Esen ağabeyin çok hoşuna gitti. Sinan ağabey ile tanıştırdı. Muhabbetimiz daha da arttı o günden sonra. Her öğlen gider olmuştum yanına. Dükkana gelenler gidenler, hafta sonu yapılan avın sohbetleri, yeni gelen malzemeler, saatler çabucak geçiyordu. Bu arada kimlere, neler için takılır, ne laflar söylerdi. Hele bir de onu hiç tanımıyan bir acemi gelip doğru düzgün malzemeden anlamayıp dandun laf ederse, dersini fazlasıyla alırdı. Kimsenin kalbini kırmaz hemen gönlünü alırdı. Bu arada şaşkına dönen müşteri ne olduğunu pek anlamazdı, bizimse gülmekten karnımıza ağrılar girerdi.
Sakarya ırmağında kerteriz verdiği yerlere gidip, tuttuğumuz balıkları anlattıkça, pek keyiflenirdi. Kendi gittiği yerdeki balıkları anlatırdı, hemen ardından. Her hafta kesin birkaç kefal azmanı kaçırır, o bilmem kaç kg lık testli misinasını kırardı.
Esen ağabeyin dükkanı Kızılay ve çevresine yakın yerlerde çalışan amatör balıkçıların, emekli ustaların uğrak yeriydi. Özellikle Cuma günleri daha bir kalabalık olurdu. Esen ağabey kimle, nereye gidiyor, ne avlayacak, avda ne kullanacak. Esen ağabeyin katil yemlerine yeni katılanlar var mı? Esen ağabeyin ekibine katılma şansı bulur muyuz? Eğer Cuma öğlen Esen ağabey,
- Bu hafta keyfim yok, hafta sonu çekirdek çitlerim, dediyse, tanıyanlar anlardı lafın gerisini. Bazen Burak ağabey ile bana işaret eder, milletin dükkandan çıkmasını beklerdi. Bu hafta burayı deneyin, şurayı yoklayın, şu malzemeleri kullanın diye tavsiyelerde bulunurdu. Ben de her hafta sonu gelecek bir davet için beklerdim. O dükkanda geçen 3-4 ay ve Burak ağabey ile yapılan avlardan malzeme bilgim artmış, takım çantamın eksikleri de tamamlanmıştı.
Yine Esen ağabeyin, Kavuncu köprüsü civarında tarif ettiği bir avlakta verim alamayınca keşfe giden arkadaşlar güzel bir azmak bulmuş, tavuk ciğeri donanımlı şamandıralı takımla epey balık tutmuştuk. Ben Burak ağabeye cep telefonundan skor anlatırken çok iri bir balık kaçırmıştım. Esen ağabeyin balığa gitmediği hafta yapılan avı ballandıra ballandıra anlatması ayrı keyifti. Kaçırdığım balığı anlatınca ooha ..........yok benim bacağım kadardı, orada öyle balık olmaz diye dalga geçmişti. Ama belli ki merak etti, sonra ki hafta birlikte gidelim diye program yapıldı, Esen abi ile balığa gidilecek. Heyecanlıyım.
Mart ayına yeni girmiştik, hava açık ve güzel olacak. Dünya masraf ettik yeni at-çek takımı yaptık, ama Alabalık avına gidemiyorum, takımlar evde yatıyor. At-çek yapmayı da özlemişim, malzeme çantamı alırken yanıma o çok methedilen çekirgeleri ve at-çek takımlarımı da aldım. Kavuncu köprüsü civarındaki Azmağa geldik. Rüzgar yok, su sakin ve berrak, balıklar gözüküyor, ama ne balıklar. Balıkları görünce anladılar önceki hafta kaçanın gerçek olduğunu. Ben önceki haftadan tecrübeliyim, hemen kendi av yerime kondum. Diğer arkadaşlar dağıldı. Esen ağabey 50 m. kadar altımda uygun bir yer buldu, yemleme yaptı. Ben 5 dakika geçmeden başladım balıkları bir bir kıyıya almaya. Esen ağabey bakıyor bana bir yandan şaşırıyor, bir yandan seviniyor, 5-10 dk sonra o da başladı almaya bir bir balıkları. Herkes 3-5 alıyor, keyifler tıkırında. Öğlene doğru rüzgar çıktı, su bulandı, balık kesti. Bende çıkardım at-çek takımlarımı, hazırlandım, Esen ağabey başladı bu mevsimde olmaz, daha erken . Atış yapıyorum, atışlarımı beğenmiyor. 3. atışta irice bir balığı alıyorum kıyıya, ardından peş peşe 5-6 balık alıyorum. Esen abi yine şaşkın, dayanamadı, bıraktı yemli oltayı geldi, aldı bizim oltayı bak evlat, şöyle tutacaksın, şöyle savuracaksın, şuralara yemi bırakacaksın bu kamış da çok iyi değilmiş aynı ....... gibi, yeni kamış vereyim ben sana, makine de .... gibi, onun yerine de bir Shimano var onu vereyim ben sana diye anlatıyor, bir yandan da balıkları çekiyor. Bir yandan da takdir ediyor aferin iyi balıkçısın, bak biz akıl edemedik, iyi etmişsin getirmekle . Burak ağabey de 3-5 balık alıyor at-çekle, çok keyifli bir av yapıyoruz, gün bitene kadar. Bu arada ben birkaç çekirgeyi karşıdaki sazların üstüne bırakmıştım o gün, Esen ağabey yine kızıyor ...... gibi atarsan kalır, neyse sarf malzeme bunlar dükkanda daha çok var .
O günden sonra daha bir gururla giriyorum dükkana, Esen ağabey herkese anlatıyor olanları. O hafta Surecatch 1,50 m. bir kamış benim envantere giriyor. Shimano bir makina satış fiyatının oldukça altına veriliyor bana, diyorum para yok alamam sus lan ........., para mı istedik senden, ne zaman paran olursa o zaman verirsin diyor. O kadar laf yedik, mecbur aldım makineyi eve gittim. Bir hafta düşün taşın rahatsız oldum, getirdim baba ben bunu alamam, benim bütçemi çok zorluyor dedim. Hiç bir şey söylemedi, aldı kutuyu, rafın altına koydu.
Esen ağabey sonraki hafta içi bize durmadan Çuğun barajından, oranın irice Kefallerinden bahsetti. Oradan dönerken yol üzerinde başka bir baraj gölü varmış, orda da ne babalar cirit atıyormuş, azmakta balık yapıyorsa Çuğun haydi haydi balık yaparmış. Gazı aldık, kabul ettik. Çuğun da iş yapacak yemlerimizde envanterimize katıldı. Cumartesi gece 2 de 4 kişilik bir ekiple Ankara dan yola koyulduk. Kırıkkale üzerinden Çuğun. Saatlerce orayı dene, burayı dene yok, yok. Ordan çık diğer göle, aynı durum. Tek vuruş yok, tek balık görmedik. Dönüşte Kesikköprü den geçip biraz Turna denedik. Ondan da verim alamadık. Haftanın ilk iş günü yine dükkandayız, anlatıyoruz durumu Esen abi kulaklarına inanamıyor. O kendine has mimikleri tavrı hala gözümün önünde. Sen ne yaptın diye soruyoruz evdeydim, çekirdek çitledim diyor, inanıyoruz.
Esen ağabey ile ilk ve son avımız Azmak avıydı. Ben 1 ay sonra İstanbul, 5 ay sonra da Kazakistan da göreve başladım. Arada bir telefon ediyorum Esen ağabeye, Burak ağabey ile nette sürekli görüşüyorum. Ural nehrini, nehirdeki balıkları anlatıyorum, Burak ağabey sağolsun sürekli beni takip ediyor. Malzeme istiyorum Esen ağabey hazırlıyor, Burak ağabey bana ulaştırıyor. Tuttuğum, kaçırdığım balıkları, ırmağın durumunu anlattıkça telefonda, yeni malzemeler gönderiyorlar. Anlattıklarımdan suyu okuyor, görmediği, avlanmadığı o koca ırmağı sanki adım adım biliyor, gönderdiği malzemeler mutlaka işime yarıyor.
Vize için günü birlik Ankara ya geldiğim zamanlarda ilk ona uğruyorum, uzun uzun anlattırıyor, saatlerce dinliyordu beni. Dükkana gelen, ama beni tanımayanlara size bahsettiğim Kazakistan daki Onur (aslında ya bebe derdi bana ya da evlat ), bakmayın ufak tefek olduğuna gözü karadır, büyük avcıdır diyor. Ben gittikçe daha bir onurlanıyordum. O kısıtlı zamanda bir de Sakarya nın meyhanelerinden birine oturur birer bira içerdik, bazen bize Sinan ve Burak ağabey de katılırdı.
O büyük avcıdan övgü aldıkça, daha bir hevesle alıyordum, oltayı elime. Onun gönderdiği malzemeleri kullandıkça, adını anıyordum daha yaşarken, Ural kıyılarında.
Dün Oral ağabey sordu, ne zamandır rapor yok, resim yok, ner de Sazanlar ner de Yayınlar , diye, Buzlar yeni eriyor 10 gün sonra başlar balık, 1-1,5 ay sonra yasak girecek, hem pek de hevesim yok dedim.
Malzeme çantasına gitmiyor elim. Esen ağabeyin kendi elleriyle hazırladığı sasiler, iğnelerini değiştirdiği kaşıklarım, cliolarım, meppslerim. Sazan ve Yayın için uçlarının eğeleyip gönderdiği iğnelerim. Sanki çok değerli bir koleksiyonun son parçaları gibi duruyorlar. Bana öyle geliyor ki, bunların bir kısmını sırf onun emeği var diye, kenara koyup saklayacağım. İçimden öyle geliyor yani, o zaman her avda yanımda olacak. Bakarken öte yandan ya küfürler salacak boşluğa benim duyamadığım ya da namımı anlatacak yeni arkadaşlarına.

Esen Ağabeyin Ardından
04-03-2008
Atyrau/Kazakistan

onurakcay@mynet.com