onurakcay.sitemynet.com
BAŞLARKEN İŞTE BEN ALABALIK URAL SAYFASI ALBÜMDEN AİLEM Esen Usta TANIDIK SİTELER

İŞTE BEN


Ne Zaman, Nerde, Nasıl Başladık

Yıllar önce, daha ortaokul yıllarındayken, Fatih Mahallesinin sırtını yasladığı, Belören Dağının arkasındaki çayda balık avlamaya çıkardık. Kurtboğazı tarafından gelen "Ovaçayı" Mürted'in kenarından geçer geniş ovada ilerleyerek Yenikent'i sıyırır daha ilerilerde Ankara'ya çayına karışırdı. Biz "Ziir" derdik. 3-5 arkadaş toplanır kilometrelerce yol yürürdük "Ziir"e gitmek için. Her gidiş gelişimizde bir olay olurdu, mutlaka bir macera yaşardık. (eve döndükten sonra, annemle yaşadığımız maceralar hariç) Jandarma Atış Poligonunun önünden korkarak geçerdik, ya asker izin vermezse ya nizamiyedeki köpekler bize saldırırsa. Jandarma nizamiyesini geçtimi atardık kapağı sazlık, bataklık, çamurlu suyun kenarına. Sağdan soldan bulduğumuz eski tül perdeleri kullanırdık balık tutmak için. İki kişi karşılıklı tutardı perdeyi, sazlıkların kenarında dolanır, daldırır çıkarır, her kaldırışta mutlaka balık olurdu. Kilolarca çay balığı tutardık. Bizim tuttuğumuz balıklar hamsi gibi, istavrit gibi olurdu ne isimlerini bilirdik ne yenip yenmediğini. Ağ ile avlanan adamların tuttuğu kiloluk balıkları görür imrenirdik. İlerleyen yıllarda 10 metrelik fanyalı bir ağ almıştım kendime. Avcıların sazların arasına açtığı koridorlara sererdik ağı, elimizlede sazların altını yoklardık, avcılardan öğrendiğimiz gibi. Balık tutmaya yeni başlamıştık aslında, olta ne onu bilmezdik ama. Benim balığa düşkünlüğümü bilen bir abim, bir gün aldı götürdü beni Yıldırım Göleti denen bir yere. Banliyö trenine bindik Yıldırım istasyonunda inip Behiçbey istasyonuna doğru yürüdük. Demiryolunun kenarında minik bir göl her tarafında adamlar var. Bizde indik göl kenarına, uygun bir yere yerleştik. İlk defa gördüğüm oltaları çıkardı, küspe olduğunu sonradan öğrendiğim şeylerin üzerine iğneleri saplayıp attı suya. Birde zil bağladı. Bakıyorum birinin zili çalıyor, başlıyor çekmeye oltayı ucunda bir balık, hem de kocaman. Benim abi sıkıldı dolanayım ben biraz diye oltaları bana bırakıp gitti. Tam karşımda gölün öbür kıyısında birileri ile sohbet ediyor. Bizim zil çalmazmı, zili bağladığımız çubuk yerinden çıkacak, ben ne yapacam şaşırmışım o bağırıyor karşıdan çeksene oltayı diye. Bende başladım çekmeye, ne zor çekilirmiş, nasıl bir balıkmış. Hayatımda ilk kez olta çekiyorum. Oda koşarak yanıma geliyor, o gelene kadar ancak çekmişim oltayı, karma karışık etmişim misinayı, elim ayağım birbirine dolanmış, misina bana dolanmış, 2 tane kuzu gibi sazanı almışım kıyıya. Ben deli gibi seviniyorum. Yaşadığım zevki, mutluluğu izah edemiyorum. Başka balık tutamadık, ama olta ile tanıştık o gün, oltayla balık tutmak ne demek öğrendik. O küçücük su parçasında.

Bir kere aldık ya elimize oltayı, zil sesini duyduk ya duramıyorum artık. Kayaş'ta oturan ablamın eşi, Naci eniştemin nerdeyse hergün Bayındır Barajına balığa gittiğini biliyorum, artık fırsat bulduğum her hafta sonu Kayaş'a ablamlara gidiyorum. Eniştem cumartesi gündüzden başlıyor malzemeleri hazırlamaya. Oltaları gözden geçiriyor, bana neyin ne olduğunu, nasıl yapılacağını anlatıyor. Solucan topluyor, hamur yapıyor. Bir hazırlık bir hazırlık, akşam üstü yüklenip çantaları sırtımıza çıkıyoruz yola. Naci eniştemin çocukluğu Kayaş'ta geçmiş, balık tutmayı öğrendiği abilerinin tuttuğu Yayınları, Sazanları anlata anlata bitiremiyor yol boyu. Ama kendi hiç Yayın yakalayamamış, 1 kg üstünde sazan tutamamış, bu arada yaş gelmiş 35'e. (Bayındır Barajı istediğini verecekti enişteme ama yıllar sonra ben üniversitede okurken, bir hafta 10 kiloluk bir sazan alacak, bisikletinin arkasına attığı balığı görevlilere kaptırmamak için kabanıyla sarıp çıkaracaktı barajdan.Bir sonraki hafta 6 kiloluk bir sazan daha alacaktı aynı yerden.) Avcunun içi gibi bilir Bayındır Barajını eniştem. Hemen her hafta bir yer deniyoruz. Cumartesi hava kararmadan avlağa gelip yerleşiyoruz. Eniştem soluklanmadan oltaları açıyor, yemliyor, sallıyor. Ben zil takıyorum. Bana da gösteriyor herşeyi, öğreniyorum. Bolca Sudak tutuyoruz, bazen 2, bazen 3 köstekte birden balık olduğu oluyor. Arada bir Kadife geliyor. Ama onun aklı hep küspelerde, gönlü Sazan'da. Üniversiteye gidene kadar hemen her balık sezonunda, hemen hemen her hafta sonunda balığa gidiyorum eniştemle. Arada bir araba buluyor eniştem başka yerleride de deniyoruz. Ayaş'a giderken Çanıllı barajına gittik birkaç sefer, birkez Yozgat'ta Kadıngüllü (gelingüllü'de olabilir) barajına gittik. Hepsi çok güzel avlar, maceralardı. Hepsini anlatacağım merak etmeyin.

Sonra üniversite yılları, hemen ardından iş yaşamı ve evlilik girince nerdeyse 3 yıl ara vermiştim balığa. Eniştem yine kanıma girmiş yıllar sonra tekrar geri dönmüştüm Bayındır Barajına. Arada hafta sonları gidiyordum eniştemle Bayındır barajına, ama eskisi gibi değildi. Sudak nerdeyse bitmişti, arada bir 3-5 Kadife alıp avutuyorduk kendimizi. Ankara da geçen 3 yılın ardından işler değişti şirket beni önce Saudi Arabistan Cidde kentine yakın bir şantiyeye gönderdi, Kızıldeniz'in ücra bir köşesindeydim artık. Deniz balıkçılığına da böyle başlamış olduk. Hiç bilmezdim deniz balıklarını, nasıl avlanır, çapari ne, nasıl yapılır. Orda öğrendim ucundan kıyısından. Akvaryum gibi denizde, akla hayale gelmeyecek kadar bol balık vardı. Bıkarcasına balık tuttum oralarda. Adını bilmediğim onlarca tür balık arasında bazılarının adlarının Mercan, Karagöz, Lagos, Baracuda olduğunu Türkiye'ye dönünce öğrenecektim. Kısa sürdü Kızıldeniz maceram 7 ay sonra, şirketin Adana Yumurtalık ta yapacağı Termik Santral İnşaatı şantiyesine çağrıldım. Kızıldeniz de beraber avlandığım bana deniz balıkçığını öğretip Adana'lı olan arkadaşların anlattıklarından az çok biliyordum, balık için çok iyi bir yere gittiğimi. Şansım yaver gitmişti. Yumurtalık'ta geçen 4 yıl içinde çok güzel avlar yapmıştım, Levrek, Lüfer, Çipura, Mırmır, Karagöz....ve daha ne balıklar tuttum. Deniz balıkçılığı bilgim becerim biraz daha gelişti.

Ve ben nihayet Rastgelebalıkçı grubunu buldum, gruba üye oldum. Bu sayede Amatör Balıkçılık kavramını tanımaya başladım. Uzun süre sadece gelen mesajları okumakla ve insanları tanımakla zaman geçirdim. Zaman buldukça ustaların sitelerini ziyaret ettim, onlarıda tanıdım. Bu grup ve ustaların siteleri sayesinde Amatör Balıkçılık konusunda çok şey öğrendim ve en önemlisi RASTGELEDER'i tanıdım. Ustalardan gelen Alabalık konulu mailler ve Abant Alası raporları bende bardağı taşıran damlalar oldu. Tarık Ersal abimde birçok konuda bana destek olup sorularıma cevap verdi, bilgilerini hiçbir zaman esirgemedi. Taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Dernek ve grup bana çok şey katacaktı buna artık inanıyordum. Her geçen gün bilgi dağarcığım artıyor, hiç yüzünü görmediğim onlarca insanla yıllardır tanışıyormuşuz gibi mesajlaşıyor, bilgilerimizi anılarımızı paylaşıyorduk.

Artık herşey yoluna girmiş, bana rehberlik edecek birçok ustanında bilgilerinden faydalanmış, hazırlanmıştım. Alabalık la ilgili ne bulursam okumuştum, aylarca nerede hangi derelerde bulurum diye araştırmıştım. Yollara düşebilir, dağlara çıkabilir, hayalini kurduğum balığın peşine gidebilirdim. Dağlar beni çağırıyor, anladım. Alabalık tutacağım, nerdeyse onu bulacağım. İşte öyle düştük yollara, bakalım bindik bir alemete gidiyoruz nereye....

k_pr_k_y_turna_avi.jpg

Nisan 2005, Cumartesi gece 3'te Ankara'dan çıkmışız yola, Kırıkkale üzerinden, Kırşehir'deki Çuğun Baraj Gölüne At-Çek ile Kefal için gidiyoruz. Orda umduğumuzu bulamayıp, Karaova Baraj gölüne çeviriyoruz rotayı. Orada da bir şey yok, kendimizi Kesikköprü ye zor atıyoruz. Ama burda da umduğumuzu bulamadık. Burak Abi aldığı güzelce bir Turna yı suya iade etti.

abant_g_l__nisan_2005.jpg

Nisan 2005 Abant, ben Alabalık avlayacağım dediğim günlerde ilk olta takımımı Vedat Abinin tavsiyeleri ile hazırlamış, ava çıkmadan önce onun ve Orhan Yılmaz 'ın yazılarını tavsiyelerini defalarca gözden geçirmiştim. Osman Ozan beraber avlandığım ilk gerçek Amatör Balıkçı idi. Avdan aylar sonra Ankara'ya geldiğinde doğru düzgün ilk olta takımını da o aldırmıştı bana. Burak abi bana iyi bir balık avcısı olmanın gereklerini ve felsefesini aktardı, onla yaptığımız her balık avı ayrı bir ders gibiydi.

onur_ak_ay_avlan_rken_1.jpg

2005 yılının Temmuz ayı Kazakistan'a gelmeden önceki hafta yaptığım son Alabalık avı. Resimde gördüğünüz çay benim en özel Alabalık avlağım. Hem coğorafya harika, hem su muhteşem ve içinde Kırmızı Benekli Prensler var. Haritalara bakarken hep aklımdaydı bu çay, aylarca araştırdım Alabalık varmıdır diye. Bir bayram tatilinde, bir kış günü maceralı bir yolculuktan sonra geldim. 2004 yılı Şubat ayını buldu keşif amaçlı turum. 1 saat süren keşif turumda 3 tane minik Alabalık biz burdayız, dedi. Bizde başarıya ulaşmanın sevinci içimizde geri yolladık prensleri serin sulara. Keşif düşündüğümden başarılı geçmişti. Sonraki yaz gidemedim, fırsat bulamadım, Ancak 2005 in yazında gerçek bir av yapma şansım oldu o çayda. 2005 yılında 3 sefer yaptım, çok güzel ve çok keyifli avlar oldu. 2006 yılında gidemedim hiç, ama biliyorum onlar hala orda, beni bekliyorlar, bende onlara kavuşacağım günü iple çekiyorum. Başka yerlerde var aklımda kimsenin aklına gelmeyen, gözden uzak dereler, çaylar var. Onlarıda keşfedeceğim az kaldı nasılsa döneceğim...

2005-05-15_095_1_.jpg

2005 yılı sezon yeni açılmış, ben iş yoğunluğundan İstanbul Ankara mekik dokuyorum. Oral Atak kanıma girdi, Vedat Usta tarif verdi, düştük Istıranca nın diplerinden bir dereye. Balık var ama 15 cm geçen bir tane Alabalık yok. Onlarcasını tutup geri bıraktık.

İşte peşinden dağlar aşıp dereler geçtiğimiz Kırmızı Benekli Prens, Derelerin Kırmızı Benekli Efendisi. ALABALIK.

burak_kala__20052006.jpg

onurakcay@mynet.com